Hikaye, Öykü, Köşe Yazıları, Deneme - Osman Han ARSLAN

Hikayeleri, Köşe Yazıları, Denemeleri...

Kağıt ve kalemin birleştiği noktada birbirinden güzel kelimeler bir araya gelerek bir şelale oluşturur. Kimileri bu şelaleye baklamakla yetinir, kimileri de şelalenin beyaz köpüklü sularına bırakıverir kendini.

Suyun yüzeyine çıkıp, suyun götürdüğü yere gitmek. Her kıvrımda neyle karşılaşacağını bilmemek, suyun çarptığı her kayada başkaca yaşamlar bulmak, uğradığı her köyde başka başka ninnileri dinlemek benim yaşamın bir parçası...

Yaşantıma renk katmak, renkli ve siyah beyaz duygularımı gökyüzüne fırlatmak, güzelliği paylaşmak adına kağıtla kalemi her fırsatta buluşturuyorum.

Yazılarımla ilgili her türlü düşüncenizi, önerinizi ve eleştirilerinizi 0532 623 09 45 numaralı telefonu ya da turkosb@gmail.com e-posta adresi aracılığı ile bana bildirebilirsiniz.

Haydi Uşak Markalaşalım!

Markalaşalım da, nasıl olacak bu markalaşma?
 
İlk iki yazımda marka ve kent üzerine görüşlerimi belirtmiştim. Biraz marka tanımı, kentlerin marka olma yolundaki süreçlerinden bu işin zorluklarından ve yerel yönetimler ile halkın bu anlamda birlikte çalışması gereğinden bahsetmiştim.
 
Marklaşmasına markalaşalım da bu iş nasıl olur yada nasıl olacak konusuna fazlaca değinmedim.
 
Gerçekten de bu iş nasıl olacak? Markalaşma sürecinin bazı evreleri olması gerektiği yanı sıra bu markalaşma sürecinin hiç de kolay olmayacağı gün gibi ortadadır. Yerel yönetimler markalaşma sürecinde reel planlar oluşturmalı ve her platformda bu planlarını bölge insanlarına, ticaret erbaplarına, sivil toplum kuruluşlarına anlatmalı ve görüşlerini ele almalıdır. Kent markalaşması bir ekip çalışmasıdır ve bu ekipte kent sınırları içerisinde yaşayan ve bu kentte yetişen her bireye görev düşmektedir. Düşünsel ve duygusal alt yapının kurulması için bu şarttır.
 
Ertunç ÖZTÜRK Beyin son yazısını okuduğumda ben dahil hepimizin çok iyi bildiği, ancak telaffuz etmediği bazı noktaları gördüm.
 
Üniversitede okuyan 9735 öğrenciden bahsetmiş. Bu öğrencilerden Türkiye'nin çeşitli noktalarından eğitimlerini tamamlamak için ilimize gelmişlerdir. Her bir öğrencinin ile bıraktığı gelir dışında iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kardeşlerimiz Ertunç beyin de aktardığı gibi gönüllü turizm elçileridir. Kendi memleketlerine döndüklerinde kuracakları her olumlu cümle ilimize katma değer olarak dönecektir. Aynı şekilde kurulan her olumsuz cümle de negatif yaptırım olarak dönecektir.
 
Bu gönüllü tanıtım ekibine bir şeyler verelim ki, olumlu cümleler kursunlar. Eğer biz bir şeyler veremezsek bu kardeşlerimiz sadece İsmet Paşa caddesinde satılan bardak mısırları anlatacaklar. Bayramda Uşak'a geldiğimde bu duruma çok şaşırmıştım, doğrusu. Oysaki, çocukluğumda aynı yerlerde yeşil nohut, bardakta çekirdek, haşlanmış ve gözlenmiş mısır satılırdı. Demek ki çok gelişmişiz vesselam.
 
Konumuza geri dönecek olursak, Ocak ve Şubat ayı içerisnde Ankara2da yaşanan bazı olayları örnek olarak vermek istiyorum. Karadeniz illeri sırayla başkentte tanıtım günlerini icra ediyorlar. Ocak ayında Ordu ili top yekun buradaydı. Şubatta Trabzon ve Rize, mart ayında da Kastamonu başkentte olacak. Trabzon beşinci, Rize ikinci ve Kastamonu yedinci kent tanıtımını gerçekleştirecek.
 
Bu aşamada üç belirgin noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bunlardan ilki, bu kentler daha önce yaptıkları organizasyonlarda belli başarılar yakaladı ki, devamı hızla getiriyorlar. İkinci nokta ise bu kentlerin öncelikle Ankara'yı neden tercih ettiği sorunun yanıtı şeklindedir. Bunun için ilin genel yapılarına bakmak yeterli olacaktır. Nüfus yoğunluğu ilk sebepler arasında yer alır. Yanı sıra İç Anadolu'da bürokrasi ile sıkışıp kalan kentte yaşayan insanların nefes alabilmek için her tatil fırsatlarını kent dışında değerlendirmesi olmalıdır. Üçüncü nokta ise tanıtım için bu ayların tercih edildiğidir. Bana göre çalışan kesim tatil planlarını önceden planlamaktadırlar. Turizm pastasından yer almak isteyen bu iller bu sebeple tanıtımlarını bu aylarda gerçekleştirmektedirler.
 
Bu etkinliklerden son olarak Trabzon Tanıtım Günlerine katıldım. Cumartesi, soğuk ve yağmurlu gri bir Ankara gününde. Sosyal etkinlik adına çok az şeyin yapılabildiği Ankara'da Trabzon Tanıtım Grubu oldukça etkili bir reklam çalışması gerçekleştirmiş olmalı ki, Atatürk Kültür Merkezinde ve önünde kurulan yiyecek çadırında adım atacak yer yoktu. Alışveriş merkezlerine (AVM) gitmekten sıkılan Ankaralı soğuk demeden yağmur demeden Atatürk Kültür Merkezine koşmuş, Trabzonluları bağrına basmıştı. Sanki tüm Ankara oradaydı. Her standın önü kalabalıktı. Her stantta bir tanıtım çabası. Valilik, belediye, üniversite, ilçe belediyeleri, işletmeler, her biri can hıras tanıtım peşinde. Kanuni defilesi, horon ekibi muhteşemdi. Ya Karadeniz türkülerini söyleyen liseliler? Ağızlarına sağlık.
 
Cumartesi o yağmurda, o soğukta kaç kişi vardı bilemem. Ancak, ben memnun kaldım. Kendime söz verdim. Mutlaka Trabzon'a gideceğim. Uzungölü, birbirinden güzel yayları, Sümele manastırını göreceğim. İşte olayın büyüsü de burada yatmaktadır. Benim gibi bu tanıtım çalışmasından etkilenen onlarca insanın önümüzdeki tatil planlarında Trabzon'da var demektir. Bu tanıtımın başarılı olduğunun bir göstergesidir.
 
Fuar alanında tadına baktığım hamsi tavayı, hamsi kuşunu, Akçaabat köftesini, mısır ekmeğini yerinde de yiyeceğim. Tahmin edersiniz ki, yiyecek çadırında da adım atacak yer yoktu. Satılan hamsi, mezgit, tulum peyniri, kaşar peyniri ve diğer gıdaların miktarı kilo ile değil ton ile ölçüldü.
 
Yazılarımda hep bunu vurgulamak istedim. Biz de tanıtım yapmak zorundayız. Para kazanan, milyonlarca insanın yaşadığı ve tatil zamanlarını dışarıda geçiren insanları ilimize getirmeliyiz. Bunun yolu da kent tanıtım günlerinden geçer. Ankara'da İstanbul'da bunları yapmalıyız.
 
Uşak'ta kurulacak kent müzesi elbette güzel bir başlangıç, 2011 yılının tanıtım yılı ilan edilmesi de güzel. Ancak unutmayalım ki insanlar tatil programlarını yapmadan bu çalışmalar yapılmalı. İşte bunun için Karadeniz illeri tanıtımları hep bu aylarda gerçekleştiriyorlar.
 
Elbette sadece tanıtım günleri ile bu işler bitmiyor. Tanıtım günleri yapıldı, insanlara doğası, kültürel mirası ve yöresel yemekleri, el sanatları vb. Uşak anlatıldı. Peki, bu insanlar nerede kalacaklar. Demek ki bir yandan da alt yapıyı hazırlamamız gerekiyor.
 
Yapılacak çalışmalar arasında yöresel lezzetlerimiz hepsinin bir arasa sunulabileceği bir mutfak konsepti oluşturulabilir. Bardakta mısır yerine bardakta tarhana olabilir. Alacatene House olabilir. Köpük helva, Cevizli yaz helvası, susamlı helva ve üreticilerin üretecekleri değişik helva lezzetleri Helvashoplarda bağımsız da satılabilir.
 
Farklı desenlerde üretin yapan onlarca battaniye fabrikamız var. Neden bu desenler arasında Uşak motiflerini, Uşak kültürünü işleyenler yer almasın? Karun hazineleri gibi eşsiz bir güzelliği koleksiyonu yapılabilir. Yabancılara yönelik ekstra çalışmalar yapılabilir.
 
Bazı üreticilerin çeşitli iller için tekstil ürünleri ürettiklerini görmüşsünüzdür. Bunlardan bir tanesi de İstanbul çalışmasıdır. Bunun bir benzeri neden Uşak için yapılmasın. Rengârenk, Karun hazinelerini figürleri ilke dizayn edilmiş kıyafet ya da tişörtler.
 
İsmet Paşa Caddesi ne sıkışmayalım.
 
Mademki, 2011 yılı Uşak için tanıtım yılı ilan edilmiş, bizlerde üstümüze düşeni hep birlikte yapmalıyız. Buradan Uşak ta yaşayan ya da diğer illerde yaşayan tüm Uşaklı hemşerilerine seslenmek istiyorum. Uşak'ımızın tanıtımı için önerilerinizi yazın. USAKCITY.COM'a gönderin, sesinizi, fikrinizi herkes duysun.
 
Çorbada bizim de tuzumuz bulunsun. El ele, hep birlikte daha güzel bir Uşak için.